gezgin.com yeni kayıt | giriş 
notlar
aktiviteler
fotoğraflar
gezi yazıları
forum


not ekle
fotoğraf ekle
aktivite ekle
yazı ekle
foruma yaz



Lefkoşa Kapı Arkası

Lefkoşa Kapı Arkası - (14.11.2003)

Lefkoşa, dünyanın son bölünmüş başkenti, şizofrenik yaşamını kabullenmiş gibi duruyordu son gittiğimde. şehri bölen Yeşil Hat ise bu üzücü durumun simgesiydi sanki. Birleşmiş Milletlerin gardiyanlık yaptığı bölgeyi 30 yıla yakın çerçeveleyen duvarlar da insanın üstüne üstüne yürür gibiydiler, adeta "beni yıkamazsınız" diyerek.

Nisan 2003'de sınır kapıları günübirlik ziyaretlere açıldı. Artık Lefkoşa'nın Türkler'inin, sınıra dayanan balkonlarından ve pencerelerinden boyunlarını uzatıp birşeyler görmek için çabalamaları gerekmeyecekti. Her ne kadar kapılar şu an aralıklı duruyorsa da, insanlar bulundukları tarafta alışılmış şekilde hayatlarını sürdürmeyi ve mesafelerini korumayı ercih ediyorlar. Henüz güvensizlik ve şüphe aşılabilmiş değil.

Kıbrıslı Türkler, kapılar ilk açıldığı zaman çok heyecanlandıklarını anlatıyorlar. Kimse aniden patlayan habere inanamamıştı. "Güney'e geçebilecek miyiz? Yoksa bu da yeni bir yalan mı?...". Tüm şüphelere rağmen 1-2 saat içinde sınırın iki tarafında da upuzun kuyruklar oluştu.

KKTC'ye, üç harfli plakası olan, içleri tıklım tıkış dolu arabalar gelmeye başladı. Girne limanında "zavallııım, güzel Girneeem!" diye ağlayan yaşlı Rumlara tanık olundu. Sınır kapılarında ağlaşıp sarılan yaşlıların, eski dostların ve komşuların fotoğrafları dağıtılıyordu.

Bazı tatsızlıklar da olmuş. Haberlere göre, sınırı geçmekten korkanlar, Rum tarafında dayak yiyenler, Rumlar arasında "Kuzey'e geçmeyin, ırkımıza ihanet etmeyin" şeklinde propaganda girişimleri olmuş. Mülkiyet haklarıyla ilgili sorunlar da çözülebilmiş değil. Rum tarafındaki eski Türk evlerinin sahipleri ve aynı şekilde Türk tarafındaki eski Rum evlerinin sahipleri zamanında ailelerine ait olan, belki de doğup büyüdükleri evlere artık giremiyorlar. Bu durum da taraflar arasında sürtüşmelere neden oluyor.

Bunların yanısıra hoşgörü hikayeleri de var. Girne'li arkadaşımın ailesi Ağustos'ta bir Rum ailesine evinin bahçesinde limonata ikram etmiş. Oturup sohbet etmişler. Rum ailesi eski evini gelip görmek istemiş, ev sahiplerini bulamayınca komşuya girip onları sormuşlar. Arkadaşımın babası, 1974 öncesini görmüş geçirmiş biri, Baf'taki evini birakıp şimdiki Rum tarafından Girne'ye 1974 olaylarında kaçmış. Rum ailenin babasına "Evi gördüğünüzde neler hissettiniz?" diye sormuş. Rum cevap vermiş: "Siz Baf'taki evinizi gördüğünüzde hissettiğinizin aynısını hissettim".

Ben Ağustos başında, 2003'de Lefkoşa'ya geldiğimde sınır kapılarındaki kuyruklar kaybolmuş ve duygular az da olsa dinmişti, belki gömülmüştü. ınsanlar günlük uğraşlarına dönmüşlerdi. Girne'de ve Karpaz'da Rumların arabalarının içinde geçen Türklere el salladığını gördüm – "merak etmeyin, niyetimiz iyidir" der gibi. Gençler birbirlerini geçerken süzerdi: "bak şu tipe ne hoş, şu ise – a-ah". Bir Rum ve Türk'ün arasında efsanevi bir aşk hikayesi henüz duyulmamış olsa da, Rum tarafındaki parkta heyecan dolu buluşmalar gerçekleşiyormuş. Kapıdaki Rum bekçilerin kimisi nemruttur, kendini mağarasını koruyan ejderha zanneder, kimisi gülümser. Bazıları Türkçe konuşurlar. Geçişler gece 24.00'e kadar ama saatlerce gecikenlerin bile ceza ödemek durumunda kaldığını duymadım.

Lefkoşa'nın Rum tarafı tam bir Avrupa şehiri olmuş: temiz, kozmopolit ve düzenli. Aynı zamanda bu taraf biraz Kıbrıslılığını yitirmiş. Binalar yüksek ve her yer kuzeye göre daha kalabalık. KKTC'nin sessiz plajlarının, Girne limanının Rumlar'ı neden cezbettiğini anlamak kolay.

Sahil keyfi, Karpaz. Rumlar, kuzey tarafının hala çok eski haline benzediğini, fazla değişmediğini söylüyorlar. Bir ortayaşlı Rum kadını arkadaşıma, "Siz kuzeyli gençler hiç o tarafta sıkılmıyor musunuz?" diye sordu Rum tarafında yanımdaki arkadaşa. "Sizin orası çok sessiz." Bir çok Rum tarafını gezen Türk'ün derdi öbür tarafta (sürpriz, sürpriz…) alışveriş yapmaktır. Woolworths, Body Shop ve diğer kuzeyde bulunmayan ıngiliz kökenli mağzalar şu an güneyde rönesansını yaşıyorlar. Yakında mağzalarını genişletmeye kalkarlarsa şaşırmam.

İçten gelen sıcaklık mı yoksa türizmin getirdiği tecrübe mi bilmem, ama her gittiğimiz yerde bana ve KKTC'li arkadaşıma çok iyi davranıldı. Yaşlı olsun genç olsun, herkes bizimle sohbet etmek istedi. ıngilizceleri iyi olduğu için de çok rahatlıkla anlaşabiliyorduk. Bir bar sahibi bize hoşgeldiniz demek için içkiler ikram etti. Barda Türk tarafından misafir olduğumuz tüm bara neredeyse duyuruldu. Sonra – bana göre iyice abartıp – Sertab Erener'in Every Way That I Can parçasını çalıp beni dansa kaldırmaya çabaladılar. Sorry Sertab, harikasın ama o parçayı fazla beğenmedim...

Rum tarafına toplam üç defa geçiş yaptım ve her seferinde yaşadıklarımdan çok memnun kaldım. Ama hevesime her KKTC'ye dönüşümde gölge düştü. Sınır kapılarına yaklaştıkça propaganda levhalarındaki görüntüler (Türk polisi Rum çocuğu döverken çekilen fotoğraflar) insanın gözüne sokuluyordu. Binanın duvarına biri Enosis yazmış, öbür yanda: Türk askerler ve Türkiye'den gelen göçmenler Kıbrıs'ı terketsin! diye bağıran bir levha duruyor. Bu levhalar neden hala yerinde?

Türk tarafında bir tek yazı gördüm, o da KKTC'ye sonsuzluk ilan eden bir levha. Ama kapılardan biraz uzaklaşınca, Barbarlık Müzesi diye 1974'de Rum vahşetini sergileyen bir müze durur. ıki tarafında niyeti iyise, ki öyle iddia ederler, geçmişi bu kadar tatsız bir şekilde hatırlatan levhalar, bu müze neden hala yerli yerinde? Açıkça gösterilemeyen kin sanki korkudan bu şekilde, pasifçe ifade ediliyor. Yüzler gülüyor ama levhalar bu gülümseyişin altındaki önyargıyı açığa vuruyor.

Yukarıdaki levhanın mesajı: ‘Türk askerleri ve göçmenleri adayı terketsinler'. ınsanlarda da bunu gördüm. Hala bir güvensizlik var ortada. Ve beklentiler, korkular. "Rumların şimdi böyle durduklarına bakma, yarın bıçağı dayarlar sırtımıza." "Yine olan Kıbrıslı Türklere olacak, kimsenin umurunda olmaz."

Umarım bunları söyleyenler haksız çıkarlar. Ve umarım yine Kıbrıs'ta bu yaz hep çalan Ajda ablanın sözleri doğru çıkar: Sen iste herşey çok güzel olacak. ıstek var mı yok mu, bir sonraki gidişimde belli olmuş olur.